• DOLAR
    3,8814
    % -0,15
  • EURO
    4,5740
    % -0,26
  • ALTIN
    156,5390
    % 0,10
  • BIST
    $17.492
    % 6,46
Dilimin ucunda tuzlu hayat

Dilimin ucunda tuzlu hayat

Hiç böyle söyleyecekleriniz dilinizin ucundaymış da, sözcükler birazdan ağzınızdan harf harf dökülecekmiş gibi hissettiniz mi? Hissetmişsinizdir.

Lütfen hissetmiş olun, çünkü yalnız olmak istemiyorum. Bugün, zor bir gün sanki. Bedenimi boğaz köprüsünde asılı bırakmışım da ruhumla hayat mücadelesi veriyor gibiyim. Hem denizin üzerindeyim uçsuz bucaksız mavinin dinginliği ile, hem de gözümün aslında hiçbir şeyi göremeyecek kadar kör olduğum gerçeği; öylece asılıyız işte… Bir horoz dövüşünün ortasındayım ve hangi tarafta olduğumu bilmiyorum. Muhtemelen iki horoz da benim ve kendimle kavga ediyorum.

Kendimle kavgam

Böyle değil midir zaten? Asıl kavgamız kendi iç dünyamızda verdiğimiz savaşların içinden yüzlerce kılıç kuşanmış şövalye koşturur meydanda atlarıyla. O yüzlerce şövalyenin her biri yine bizizdir ve kılıcı aslında her seferinde kendimize doğrulturuz. Sonra da kanayan yaralarımıza aldırmadan, yorgun trafiğin içine gireriz, hiç bıkmadan.

Hayat böyle bir şey işte demek ki… Kendinden kaçarken yine kendine sığınıyor insan. Karamsar değilim aslında ya da umutsuz. Ama işte ne bileyim güneş her gün bıkmadan umutla yeniden doğsa bile insanın ruhu her sabah aynı uyanmıyor. Bugün de böyle olasım varmış. Sizinle bunları paylaşmam, bugünlük dünyalık görevimi böyle kotarmam gerekiyormuş.

Sevgili günlük

Böyle söyleyince de adeta bir ”Sevgili günlük” oluverdiniz gözümde… Sonra gözümde canlanan çok şey var nedense sabahtan beri.

Dizimi kanattığım köşe başını hatırlıyorum mesela bizim mahallede. Asfaltın üzerine nasıl da boylu boyunca serilmiştim. Dizim ve dirseğim hırpalanmış ve kanamaya başlamıştı. İlk kez bisiklete binmeyi deniyordum ve yaşım arkadaşlarımdan küçüktü ama görüntüm öyle değildi. Önce kendime yediremediğim için sonra da bisiklet benim değil ya bir şey olduysa diye düştüğüm korku tünelinden çıkacağım diye gözyaşlarımı o anda yutuverdim.

Bugün gibi aklımda boğazımı yakan tuzlu tükürüğün tadı sanki. Hiç canım acımadı ki edasında, dimdik yürüyerek dönüşümü de hatırlıyorum sonra. Bisikleti mükemmel gülüşümle sahibine teslim ettim ve yaralarımı yıkamak için kendimi eve attım.

Hala hiç canım acımıyordu ki (!), kendimi banyoya kapatıp yaralarımı kendim sarmaya çalışışım… Çabuk öğrenmişim demek, kol kırılıyor ama yen içinde kalıyormuş.

Allah şahidim olsun

Şimdi düşünüyorum işte, hata nerede ya da hata kimde? Bir çocuk neden saklasın yaralarını? Bugün saklamak zorunda kalacağım bunca yara olacağını bilseydim, hani derler ya ”Allah şahidim olsun”; öyle işte Allah şahidim olsun ki, o gün kanayan dizimin ve dirseğimin ağırlığını taşımak için susmazdım. Avazım çıktığı kadar atardım çığlığımı… Ne utanırdım ne de dönüp bakardım etrafıma…

Bugün

Bugün aslında ben çok deli çığlıklar atıyorum ama bu sefer de duyulmuyor işte. Çünkü öyle ya, büyüklerin değil, çocukların canı yanar. Büyüklerin değil, sadece çocukların canı şeker çeker mesela…

Sonra böyle ellerini önünde bağlar, çöktüğün bankta damağında sakladığın hıçkırıkların tuzlu tadını bastırabildiğin limonlu dondurmanın özlemiyle kalakalırsın.

Oysa bir gözlerimi kapatsam babam elinde gelecek bir külah limonlu dondurmayla… Oysa babam bir ”Geçti kızım” dese geçecek.

Ama soru şu ki, babam bunları ben demezsem nasıl bilecek?

Damla Karakuş

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?